GÖKYÜZÜNÜN DERİNLİKLERİNDE

Gökyüzünün Derinliklerinde

 

“Derin gökyüzü” aslında Güneş Sistemi dışındaki tüm gökcisimlerini tanımlamada kullanılır. Literatüre baktığımızda bu terim Güneş, gezegenler ve uyduları dışındaki tüm gökcisimlerini kapsar. Buna karşın amatör gökbilimcilikte derin gökyüzü tanımlanırken biraz daha seçici davranılır. Derin gökyüzü deyince, bulutsular, yıldız kümeleri ve gökadalar anlaşılır.

Gökyüzüne çıplak gözle şöyle bir baktığımızda onu sadece yıldızla dolu olarak görürüz. Ancak, biraz daha dikkatlice baktığımızda bazı yıldız kümelerini, bulutsuları ve Andromeda Gökadası’nı seçebiliriz. Basit bir dürbünse, bize bu gökcisimlerinin yüzlercesini sunar. Amatör gökbilimcilerin kullandıkları teleskoplarla ise on binlerce gökcismi gözlenebilir.

Teleskopların sürekli bir gelişim içinde olduğu yaklaşık 200 yıllık süreçte, amatörlerin kullandığı türden teleskoplarla gözlenebilecek on binlerce gökcismi keşfedilmiştir. Gökyüzünün ilk kaşifleri, bu gökcisimlerinin ne olduklarını pek anlamamışlar. Buna karşın, onlara çeşitli adlar vermişler, onları sınıflandırmışlar ve onların haritalarını hazırlamışlar.

 

Yıldız Kümeleri

Gökyüzüne baktığımızda, yıldızların çeşitli desenler oluşturduğunu görürüz. Geçmişten bu yana gökyüzünü izleyen atalarımız bu desenleri çeşitli canlı ya da cansız varlıklara; mitolojideki kahramanlara benzetmişler. Bu gün, bu desenlere takımyıldız deniyor. Aslında, takımyıldızların yıldız kümeleriyle bir ilgisi yoktur. Ancak, genellikle bu iki kavram birbirine karıştırıldığı için bu konuya değinmekte yarar var.

Takımyıldızlar, gerçek yıldız toplulukları değildir. Sadece öyle görünürler. Gerçekte birbirine çok uzakta yer alan yıldızlar, bizim bakış doğrultumuza bağlı olarak birbirine çok yakın görünebilirler. Bu yıldızların parlaklıkları da gerçekten birbirinden çok farklı olabilir. Çok uzakta yer alan ve yine çok parlak olan bir yıldızı, bize daha yakın ancak sönük bir yıldızla benzer parlaklıkta görebiliriz. İşte, takımyıldızlar genellikle birbirleriyle pek ilişkisi olmayan, birbirine çok uzak ve parlaklıkları farklı yıldızlardan oluşur.

Yıldız kümeleriyse birbirlerine yakın, kütleçekimleriyle bağlı yıldızlardan oluşur. Genellikle aynı bulutsudan oluştukları için aynı kümede yer alan yıldızların özellikleri benzerdir. Yıldız kümeleri kendi içinde ikiye ayrılır: Açık yıldız kümeleri ve küresel yıldız kümeleri.

Açık yıldız kümeleri, gökadamız Samanyolu içinde yer aldıklarından, galaktik kümeler olarak da adlandırılırlar. Çoğunlukla genç yıldızlardan oluşan bu kümeler, 50 ila 10,000 arasında yıldız içerirler. Açık yıldız kümeleri, gezegenimsi bulutsular gibi ölü yıldızların artıklarından oluşmuş bulutsular dışında, gökcisimlerinin en gençleridir. Birkaç on milyon yıldan yaşlı açık yıldız kümelerinin bulunmamasının nedeni, gökadamızın dönüşü ne bağlı olarak bu kümelerin içindeki yıldızların zamanla birbirlerinden uzaklaşması, böylece kümelerin dağılmasıdır.

Günümüze değin keşfedilen açık yıldız kümelerinin sayısı, 1200’ü bulur. Bunların çoğu, Samanyolu kuşağı üzerindedir. Açık yıldız kümeleri, amatör gözlemcilerce en çok gözlenen gökcisimleridir. Çünkü, bir dürbünle yüzlercesini görmek olasıdır. Hatta, bu kümelerin bazılarını gözlemenin en iyi yolu, onlara dürbünle bakmaktır. Örneğin açık kümelerin en ünlüsü olan Ülker, 400 ışık yılı uzaklıktadır ve toplam parlaklığı 1,4 kadirdir. Kümedeki yıldızlar, dürbünün görüş alanını hemen hemen doldurur. Yani, teleskop, kümenin ancak bir bölümünü gösterir. Bu da dürbünle elde edilen görüntü kadar güzel bir görüntü oluşturmaz.

Küresel yıldız kümelerinin açık yıldız kümeleriyle belki de tek ortak yönleri, birbirlerine kütleçekimiyle bağlı yıldızlardan oluşuyor olmalarıdır. Bilinen küresel kümelerin aksine, sadece gökada düzleminde (Samanyolu’nun çekirdeğinde ya da sarmal kollarında) değil, aynı zamanda bu düzlemin dışında da yer alıp, Samanyolu’nu küresel bir biçimde çevrelemektedir. Bu nedenle, gözlenebilen küresel kümelerin çoğu düzlemin dışında kalanlardır. Küresel kümelerin en belirgin özelliği, adlarından da anlaşılacağı gibi, oldukça düzgün, küresel bir yapıda olmalarıdır. Kuramsal olarak, katı olmayan dönen cisimlerde kutupsal bir basılma meydana gelir. Küresel kümelerin biçimlerinin bu denli düzgün oluşu ise onların kendi çevrelerinde çok yavaş dönmelerine bağlanıyor. Küresel kümelerin bir diğer özelliği, yaşlı ve metaller açısından fakir yıldızları içermeleridir. Gökbilim dilinde metal deyince hidrojen ve helyum dışındaki tüm elementler (örneğin oksijen, azot, karbondioksit….) anlaşılıyor. Küresel kümeler Samanyolu düzleminden uzakta olmaları nedeniyle, yeni yıldızlar oluşturacak bulutsulara sahip değiller. Küresel kümeler on binlerce yıldızdan oluşurlar. Samanyolunda 170 civarında küresel küme bulunuyor.

Bir dürbünle bile pek çok küresel kümeyi gözleyebiliriz. Bu gökcisimlerinin en çok bulundukları bölge, gökadamızın merkezinin bulunduğu Yay Takımyıldızı’nın çevresidir. Sadece Yay Takımyıldızı’nda NGC’ye (New General Catalogue) girmiş 20 küresel küme vardır Bunların yedisi aynı zamanda Messier Kataloğu’nda da yer almaktadır.

Bulutsular

Bulutsular, evrenin oluşumundan artakalan ya da yıldızların çeşitli biçimlerde patlayarak ölmeleri sonucu oluşan gökcisimleridir. Bulutsuların bir bölümü gökyüzünde çok geniş alanlara yayılırken, bir bölümü de yüksek büyütmelerle gözlenebilecek kadar az alan kaplarlar. Gaz ve tozdan oluşan bulutsular yıldızların hammaddesidir. Yıldızlar, sıkışan bulutsuların içinde oluşurlar. Yakınımızdaki bir çok bulutsuda yıldız oluşumuna tanık oluyoruz. Bunlara verilebilecek en iyi örnek, Avcı Takımyıldızı’ndaki Orion Bulutsusu’dur. Orion Bulutsusu, çıplak gözle rahatlıkla seçilebilen bir bulutsudur. Bulutsunun parlamasına, içerisindeki yeni oluşmuş yıldızlar neden olmaktadır. Bu tür bulutsular, içinde oluşmuş ya da yakınlarındaki yıldızların güçlü ışımalarının bulutsuyu iyonlaştırması nedeniyle parlamaktadır.

Karanlık bulutsular ise, gözle görünen ışıma yapmazlar. Önlerinde bulundukları yıldızların da ışığını soğurduklarından, bize karanlık görünürler. Peki, görebildiğimiz ışık yaymayan bu gökcisimlerini nasıl görebiliriz? Aslında, onları göremeyiz. Ancak, özellikle yıldızların çok yoğun olduğu bölgelerde, yıldızlardan oluşmuş bir fonun önünde yer alan karanlık bir bulutsu, bu fonun ışığını keser. Böylece karanlık bulutsuları dolaylı da olsa görebiliriz.

Yıldızların ölümü sonucunda oluşan bulutsular gezegenimsi bulutsular ve süpernova kalıntıları olmak üzere iki gruba ayrılır. Gezegenimsi bulutsular, küçük kütleli yıldızların ölümleri sırasında, dış katmanlarını yavaşça uzaya savurmuş gökcisimleridir. Genellikle bir yıldız çevresinde gezegen oluşturacak toz bulutları gibi halkalar görünümünde olduklarından onlara gezegenimsi bulutsu denir. Oysa çoğu, bir kum saati gibi sırt sırta yapışmış iki yarıküre görümündedir. Gezegenimsi bulutsuların görünümleri dışında gezegenlerle hiçbir benzerlikleri yoktur. En iyi örnek M57 Halka Bulutsusu’dur. Bu bulutsu, Çalgı Takımyıldızı’nda yer alır ve küçük teleskoplarla gözlenebilir.

Süpernova patlamaları çok büyük patlamalardır. Bu nedenle, süpernova olarak patlayan yıldızdan artakalan madde geniş bir alana dağılır.

 

Gökadalar

Gökadalar, evrendeki en büyük gökcisimleridir. Bazıları, yüz milyarlarca yıldız içerir. Gökadalar yıldızlar, yıldız kümeleri ve bulutsular içeren dev sistemlerdir. Gökadaların binlercesi, ortalama bir teleskopla gözlenebilir. Bir dürbünle gözlenebilecek gökadaların sayısı da az değildir. Bize yaklaşık 2,2 milyon ışık yılı uzaklıktaki M31 Andromeda Gökadası, çıplak gözün görebildiği en uzak gökcismidir. Gökadalar, çeşitli türlerinden (sarmal, çubuklu sarmal veya eliptik) ve görüş açımızdan dolayı farklı biçimlerde görünürler.

ALP AKOĞLU